Uygarlığın Temeli: Dayanışma

 

Dayanışma ile ilgili yazı



    İnsan fıtrat olarak medeni bir varlıktır. Bu durum, insanların bir arada yaşamasını zorunlu kılar. Bu zorunluluk sonucu oluşan toplumun devamlılığını sağlayacak ve yaşam kalitesini artıracak şey, topluluğu oluşturan bireylerin birbirlerine destek olmalarıdır. Toplumu meydana getiren fertler, birbirlerinden çok farklı olsalar bile, oluşturdukları sosyal yapının uyum içinde, sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için bu desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyarlar.

    Dayanışma, yardımlaşmadan ziyade, ortak iş yapabilme kültürüdür. Bireysel çabanın yetersiz olduğu , veya bireysel çaba yeterli olsa bile, dayanışma ile daha iyi sonuçların elde edilebileceği durumlarda, başkalarından destek almak, veya başkalarına destek olmak, dayanışmanın en güzel örneğidir.

    Dayanışmanın ilk adımı, kişinin, içinde bulunduğu toplumun bir ferdi olduğunu kabul ederek, sadece bireyselliği üstün tutan anlayıştan vazgeçmesidir. Her fert, içinde bulunduğu toplulukla dayanışma içinde olmalıdır. İnsanın, içinde bulunduğu ilk topluluk, ailesidir. Aile içinde dayanışma, bireylerin birbirinin ihtiyaçlarını gözetmesi ve birbirine destek olması, aile fertlerinin kendilerini daha güçlü ve daha mutlu hissetmelerine sebep olur. Bu dayanışma, toplumun çekirdeği sayılan aileden dış çevreye doğru genişleyerek devam eder. Ailenin üyeleri, aile dışındaki sosyal çevrelerinde de bu dayanışmayı sürdürmek durumundadır.

    Toplumsal dayanışma, diğer bütün farklılıkları bir kenara bırakarak, aynı hedef için birlik olmayı gerektirir. Böyle bir dayanışmanın parçaları olan bireyler, üzerlerine düşeni yaparak, toplumun yaşam kalitesini artırırlar. Dayanışma içindeki bir sınıf, bir okul, bir mahalle, bir kasaba veya bir şehir, bu dayanışma sayesinde, içinde bulundukları toplum yararına ittifak ederek, birçok engeli aşabilir.

    Dayanışma, ortak bir kültürün oluşup yayılmasındaki, bir millete, hatta bir devlete dönüşmesindeki en büyük etkendir. Tarih boyunca, toplumların dayanışması sonucu nice devletler kurulmuş, nice şehirler inşa edilmiş ve dayanışmanın gücü ile inşa edilen medeniyetler zamana meydan okuyarak dimdik ayakta kalmayı başarmıştır. Günümüzde de, her ne kadar uygarlık çok daha ileri bir seviyede olsa da güçlü bir toplumun ve milletin değişmeyen temel dinamiği her zaman dayanışmadır.

    Dayanışmada gönüllü olmak ve bir hedef için farklılıkları kabul ederek birleşmek esastır. Ayırımcılık, ötekileştirmek, başkalarına karşı kötü duygular beslemek, bencillik, benlik kavgası, kişinin kendisini, kendi düşüncesini üstün görmesi dayanışmanın ruhuna aykırıdır. Kendini aşamamış sığ düşünceli insanlar, insanı ve insanlığı zamanının ötesine taşıyacak olan dayanışmanın bir parçası olamazlar.

    İslam filozoflarından Farabi insanın insani yetkinliğini ancak toplumla dayanışma içerisinde kazanabileceğini belirtmiş ve bunu bir zorunluluk olarak görmüştür. Nitekim Hz. Muhammed (SAV) de müminleri bir vücudun azalarına benzeterek birinin acısını veya sevincini müminlerin tamamının hissetmesi ve paylaşması gerektiğini belirtmiştir. Dilimizde ve kültürümüzde dayanışmanın ve birlik olmanın önemini vurgulayan birçok darbımesel bulunmaktadır. İşte bu veciz sözlerden bazıları:

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.

Birlikten kuvvet doğar.

Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.”

Yorum Gönder