Bu Millet Ne Zaman Kurtulur?


Mehmet Akif'in anlattığına göre birgün Namık Kemal arkadaşı Nuri Bey ile Ayasofya meydanından geçiyormuş. Öğle namazını kılarak caminin farklı kapılarından çıkıp çeşitli semtlere dağılan halkı dikkatlice süzdükten sonra demiş ki:

-Nuri! Bu millet ne zaman adam olur bilir misin?

-Hayır!

-Bu camilerden böyle dizlikli, poturlu hamallar ve küfecilerle beraber senin ve benim gibi yakalıklı, bastonlu beyefendiler çıktığı zaman.

Milletin kurtuluşu adına Namık Kemal'in bu tespiti son derece yerindedir. Ancak yüz yıl sonra bile cami cemaatimizin içinde yeterince Namık Kemallerin, Nuri Beylerin olmamasının hikmeti nedir?

Bırakalım Namık Kemalleri... Tarafı belli olan bendeniz bile duyduğum her ezandan feyz alıyor muyum? Feyz almak şöyle dursun  rahatsız olduğum oluyor mu?

Elhak oluyor. Ehil elde olmayan her iş hak da olsa rahatsızlık veriyor, huzur bozuyor.

Eline mikrofonu alıp minarelerden feryad eden müezzinin ham, yakışıksız ve eğitimsiz sesi, uslupsuz yerli yersiz uzatmaları o mukaddes nidayı eziyete çevirebiliyor.

Her ne kadar kulağa hoş gelmese de bu nidadaki manayı yakalayabilen günümüzün Namık Kemalleri camiye geldiğinde hangi beklentilerle kürsünün önüne diz çökecek ve hangi vaiz vaazıyla o seviyeye hitap edebilecek?

Herhangi bir entelektüelin bir cami kürsüsü dibinde ilmihale bakarak abdestin sünnetlerini okuyan veyahut israiliyattan bir menkıbe anlatan bir imamı dinleyeceğini mi sanıyorsunuz?
 
Bırakın bir entelektüeli alalade insanlar bile bu vaazların ve hep aynı uslupla okunan hutbelerin bir an önce bitmesini sabırsızlıkla bekliyorlar.

Yıllar önce bir mecliste eski arkadaşlarımdan birine rastlamıştım. Evine yakın bir camide imam olmuştu. Benim yurtdışında çalıştığımı öğrenince önce gözleri parladı "iyi para alıyorsundur" dedi. İyi para almadığımı söyleyince şaşırdı, sigortalı olup olmadığımı sordu. "Sigortam  da yok" dedim. Bunun üzerine bana acır gibi bakmaya başladı. "Yahu sen imam adamsın... beni herkesten daha iyi anlarsın, benim derdim sigorta değil ki.. Ben dinimi üç beş kişiye anlatsam hepsinden evla değil midir?" dedim. Alay eder gibi güldü. "He he öyledir" dedi. Daha sonra vakit aralarında hangi işleri yaparak para kazandığını anlatmaya başladı.

Gördüm ki imamlık onun için devlet güvenceli sigortalı bir işten başka birşey değildi.

Bu anlayıştaki bir imamın değil herhangi bir entelektüele azıcık mürekkep yalamış bir lise mezununa bile verebileceği herhangi bir şey yoktur.

Camiilerimizde yakalıklı ve bastonlu beyefendileri görmek istiyorsak sesi güzel, hitabeti iyi, gerekli bütün dini bilgilere haiz ve entelektüel seviyesi en az o beyefendiler kadar olan daha da önemlisi görevinin şuurunda olan din adamları yetiştirmek elzemdir.

Namık Kemal'in dediği gibi belki o zaman kurtuluruz.

Yorum Gönder