Bir Hasbihal Ama Ne Has Bi Hal!


Efenim malum, Ramazan ayındayız. Havalar sıcak ve günler uzun. iftarda patlayan topun sesi davulun uzak yakın her türlü sesinden daha hoş geliyor.

İftardan sonra da gözümü saatten ayıramıyorum. Çayı teravihten önce mi içsem sonra mı içsem diye düşünürken namaz vakti yaklaşıyor ve kendimi dışarı atıyorum.

Caminin içi dolu olmamasına rağmen dışarısı daha serin diye cemaatin yarısı dışarıda, hasırların üzerinde namazı bekliyor. "Nasıl olsa içerisi klimalı" diyerek caminin içine giriyorum.

Klimalar püfür püfür... birisinin rüzgarı tam sırtıma vuracak şekilde bir yer seçip oturuyorum. Ne de olsa teravih namazının sekizinci rekatından sonra çok ihtiyacım olacak.

İmam efendi kürsüde abdestin farzlarından sünnetlerinden bahsediyor. Kendi kendime "yahu şu cami kürsülerinden insanlara fıkhi konuları anlatmak yerine insanlara ibadetin ve dinin ruhunu kazandıracak şeyler anlatılsa belki bu vaaz çok daha etkili ve cezbedici olurdu" diye ukalaca hayıflanıyorum.

İbadetin ruhu nedir ki diyorum kendi kendime.

-Hanefi mezhebine göre dört tanedir diyor imam.

Hayır hayır diyorum abdestin farzları değil ibadetin, abdestin ruhu nedir?

-Yüzü yıkamak diyor imam efendi.

Ne alakası var diyorum içimden. İbadetin ruhu, yapılan ibadetin bilincinde olmak değil midir?


-Her iki koluda yıkamak.

Hayır diyorum yahu... ibadetin ruhu öyle yıkayıp ortaya çıkaracağın birşey değil ki... ibadetin ruhu yapılan ibadeti şuurluca yapmaktır diyorum. Şuur kelimesi aklıma takılıyor. Ne tuhaf bir kelime... Şuur... Arapça. Öz ve hakiki Türkçesi bilinç.

-Başın dörtte birini mesh etmek 

Bence tamamını sihirli bir el ile mesh edip şu ibadetimizi folklörik olmaktan kurtarmak ve o şuuru kafamıza yerleştirmek diyorum kendi kendime...

- Her iki ayağı da yıkamak diyor imam.

Tabii ki diyorum.. ayaklar önemli.. ayakları yıkamazsan ne olur, kokar... yani şimdi camiye ayağımız kokarak gelsek şuurluca namaz kılabilir miyiz? Bence kılamayız. O koku bizi sürekli rahatsız eder çünkü...

Hani bazen olur ya sen secdedesindir önündeki adam ayağa kalkarken senin başına basar, takkeni başından sıyırır ayaklarının altına alır ve sonraki üç rekat boyunca o adamın ayakları altında sadece takken değil namazında heba olur gider...

Etrafımda oturanları süzüyorum. Biri iftarda yağlı birşey yedi galiba... Ayçiçeği yağı kokusu alıyorum.

Ülen diyorum kendi kendime... şuurdan bahsediyorsun ama sende zerresi yok, şu haline bak neler düşünüyorsun... Ayçiçeği yağı değil ayçiçeğinin kendisisin sen. sadece yüzünü hakikate çevirmekle yetiniyor dünyaya kök salan bencil düşüncelerinden ve nefsinin elinden kurtulamıyorsun.

Estağfirullah diye sonra tövbe istiğfar ediyorum... Camide ülen filan dedik, pardon, düşündük...

Ohoo diyor içimden bir ses... o da birşey mi? caminin içinde badminton turnuvası düzenleyen müftü bile var...


Ve la havle çekiyorum kendi kendime... sen neden düşüncelerini dizginleyemiyorsun? Sana ne müftüden, müftünün karısından?

Müftünün karısı mı? Haa bir de o konu vardı değil mi...

Tövbe tövbe... iyice fasit olduk iyi mi...

Klima çok mu soğuk ne... Çarptı galiba... şuur diyordum ben değil mi... Şuur önemli ama onu erbabından dinlemek gerek. Benimkisi ukalalık işte...

Yorum Gönder