Şarkta, frengistanda;
Nice dağları aştım,
Enginlerde dolaştım.
Kâh düşündüm, yoruldum;
Kâh okudum, duruldum.
Bir arpa boyu zair,
Fersah fersah yol gittim.
Dediler ki: "Çok salik
Revan oldu bu yola.
Kimi bildi görmeden,
Kimi gördü bilmeden.
Ne bir hüccet, ne bir iz;
Ne bir kelam, ne bir söz.
Kimi yandı, eridi;
Kimi söndü, kurudu."
Bir seyyah ki atlası,
Bir aynalı labirent.
Her yönde aynı esrar,
Aynalarda pür zulmet.
Bir keşişten dinledim
Bir haham hikâyesi:
Yetmiş yere gizlenmiş
Hak yolunun payesi.
Revakların altında,
Agora pazarında,
Bir mağara veyahut
Manastır odasında;
Bir müezzin, bir zangoç,
Bir Keldani kahini;
Ya İşraki filozof,
Ya Muallim-i Sani.
İslam'ın hüccetinden,
Bir Ekberi şeyhinden;
İşte bütün hepsinden
Feyiz almış bir zakir.
Dedi ki: "Yollar farklı,
Ancak arzulanan bir."
Kim bilir gerçek miydi
Keldani kehaneti?
Onu da tahrif etti
Zamanın ihaneti.
Cennet mi, cehennem mi?
Cehaletin laneti...
Her şey zahirde midir?
Yok mu bunun hikmeti?
Akıl arar, kalp bilir
Mana ile sureti.
Kesb mi gerek, niyaz mı,
Görmeye hakikati?
Kırk derviş kırk yol çizdi,
Kırkından da yürüdüm.
Onlara âlem ayan,
Ben zifiri kör idim.
Dediler: "Seyreyle, bak,
Bu tecelli âlemi;
Bu kuşlar, bu çiçekler,
Türlü türlü böcekler.
Zahirine aldanma;
Batınında gerçekler."
Madem ki cümle âlem
Hakikatin hüzmesi,
Madem ki varlığımız
Tecellinin katresi,
Kulun nasıl yetecek
Hakikate nefesi?
Bir bulmaca nihayet,
Çok çetindir çözmesi.
Aklını sustur zira,
Kalbin gerek sezmesi.
Ancak böyle olunur
Kenz-i Mahfî bendesi.
Bir menzile vardım ki:
Akıl duvar, kalp kapı.
Dediler: "Sırlar sırrı
Bir kalenin içinde.
Surları akıldandır,
Kapı kalp biçiminde.
İçeri girmek için
Surları aşmak gerek.
Akla cevap bulmadan
Kalbe ulaşmak gerek."
Yüz bin kere tıkladım
Hakikat kapısını;
Ne duydum davetini,
Ne gördüm ziyasını.
Ve nihayet ümitsiz,
Kapı önünde harap;
İcabete değmez mi
Bu ısrar, bu ızdırap?
Bir derviş ki Hak dostu,
Bilir sanarak yolu,
Rahlesine diz çöktüm.
Dedi ki: "Aradığın,
Bu benim heybemdedir.
O ki her şeyin özü,
Cümle âlemin tözü;
Hem bilinmez heyula,
Hem faili muhtardır;
Serde illet-i ula,
Tasavvufta nigârdır.
Sa'y ile, gayret ile
Bilemezsin zatını.
Sen onun mazharısın,
O varlığın batını.
Zulmet senin zulmetin,
Ziya senin ziyanındır.
Labirentte, aynada,
Tüm yollarda o vardır.
İşte bu aradığın;
Budur senin ilacın.
Sanma erdim sırrına,
Vardım son durağına."
Heybesinden çıkardı,
Bir hiç uzattı bana.

