Ah Batuhan Ah!


-Batuhan! Batuhaaan!
Yahu duyamıyorum şu televizyondaki sanki kendini birilerine ispatlamaya çalışır gibi aşkla şevkle konuşan adamın sesini.

-Batuhaan!
Haber kanalları, müzakere, münakaşa ve münazara programları, çeşit çeşit insanlar... kimse kimseyi ikna edemiyor çünkü herkes haklı!

-Batuhaaan!
En iyisi şu spor programına takılayım. Geyiğin, muhabbetin kralı orada... futbol takımlarımızı seyredipte bizim söyleyemediğimizi onlar söylüyorlar ya... bizde rahatlıyoruz böylece... ama televizyonun sesini duyamıyorum çünkü:

-Batuhaaaaaan!
Köşe yazarıyım diye televizyon stüdyolarının koltuklarına kurulup zevkten dört köşe olan adamların gurur ve kibir dolu konuşmalarını dinlemeye çalışırken aslında onların köşeli değil malum çukurlara doğru yuvarlanan birer top oldukları kanısına kapılıyorum.

Batuhaaan...

Batuhan, komşunun oğlu... Dışarda top peşinde koşmaya devam ediyor annesinin balkondan feryadına inat...

Her insan biraz narsist değil midir? diyor çağdaş, ilerici, aydın, entelektüel köşe yazarımız.. Ben de öyleyim. Üstsüz aynanın karşısına geçip kendime bakmayı severim...

Batuhaaaan....

Batuhan topa dalmış, ben de öyle... değiştiriyorum kanalı...

Bir tiyatro sahnesinde sahnelenen oyun. Kocasını komşusuyla aldatan kadın ve bunu maharet bilip alkışlayan bir salon dolusu insan... programın adı "Çok güzel hareketler bunlar"

Batuhaaan!

Bırak oynasın çocuk be kadın! İçeri giripte ne yapacak? Televizyon mu izleyecek?

Balkona çıkıp dışarda oynayan Batuhan'a bakıyorum. Batuhan'ın maşallahı var! Topuyla site içerisindeki bütün arabaları damgalamış ve bam güm damgalamaya devam ediyor!

Etrafı süzüyorum, İzmit körfezi, karşıda Yalova... ve bulunduğum yer, Darıca. Evler, evler... Karınca yuvası gibi üst üste... Hepsinin içinde en az bir televizyon ve karşısında ev ahalisi... Ya narsist köşe yazarını izliyorlar ya da eşi aldatmanın, daha açık tabirle edepsizliğin çok güzel hareket diye sunulduğu televizyon programını...

Bu gidiş nereye diyorum kendi kendime. Nelere özendiriliyor, çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Acaba birileri ceplerini doldurma uğruna bizleri kobay olarak mı kullanılıyor?

Aslında ahsen-i takvimden başlayan yolculuğumuz devam ediyor. Yönümüz esfel-i safiline dönük. Seyrettiğimiz, hayran bırakıldığımız, ekranların güllük gülüstanlık olarak sunduğu hayatın kökleri esfel-i safilinde...

Televizyon aslında kendisi gibi. Açtığınızda bin bir rengi temaşa edersiniz. Kapattığınızda onun gerçek rengini ve yüzünü görürsünüz.

Gözümüz gönlümüz bin bir renkle süslenen o simsiyah ekranda kaybolup giderken ruhumuz karardıkça kararıyor!


Yorum Gönder